Vinaora Nivo SliderVinaora Nivo Slider
Bahailer Ne Yapar? /

Dinin Toplumsal Rolü Üzerine Diyaloglarda Yer Alma


Türkiye Bahai Toplumu, kendini ülkesinin refahına adamış bir toplumdur. Bu amacına ulaşabilmenin bir yolu olarak da çeşitli inançlara sahip kişi ve kurumlarla bir araya gelip işbirliği yapmakta ve dinin toplumsal rolü üzerine diyaloglarda yer almaktadır.

Hz. Bahaullah sosyal bir güç olarak din hakkında şöyle buyurmaktadır: “Din, dünyada düzenin kurulması ve orada yaşayan her şeyin barış ve huzur içinde bulunması için mevcut vasıtalar arasında en büyüğüdür.” Bahailere göre din, Allah’ın iradesini ve isteğini çağdan çağa hep daha büyük ölçüde göstermiş olan Yüce Şahsiyetlerin öğretileri vasıtasıyla indirilen Tanrı Sözü’ne insanlığın verdiği süregelen karşılığı somutlaştıran ve devamlı gelişmekte olan bir bilgi ve uygulama sistemidir. Dünya Bahai Toplumu’nun idari kurumu olan Yüce Adalet Evi din ile ilgili şu açıklamayı yapmıştır: “Din, başkalarına zarar vermeyi yasaklar ve ruhları fedakârlık meydanına davet eder ki diğerlerinin iyiliği için kendilerini feda etsinler. Din, dünyayı kucaklayan bir vizyon kazandırır ve kalpleri benmerkezcilikten ve önyargıdan arındırır. Din, birlik kurması, herkese faydalı olacak maddi ve ruhani iyileşme için gayret göstermesi, kendi mutluluğunu başkalarınınkinde görmesi, öğrenim ve bilimi ilerletmesi, gerçek mutluluğun bir aracı olması ve tüm insanlığı tekrar canlandırması için ruha ilham verir. İnsan, ruhunun aynasını kendisine bahşedilmiş olan ilahi nitelikleri yansıtana kadar parlatır. Ve böylece ilahi sıfatların gücü bireyde ve insanlığın ortak yaşamında görünür hale gelerek yeni bir toplumsal düzenin ortaya çıkmasına yardım eder. Hz. Bahaullah’ın Öğretilerinde ortaya konulan dinin gerçek tarifi işte budur.”

Din, salt özel hayatımızda yaşadığımız, hakkında konuşmadığımız ve toplum hayatımızdan izole ettiğimiz bir olgu değildir; tam aksine dinin toplumsal boyutu en az bireysel yönü kadar önemlidir. Varoluşunun gerçek nedeni kardeşlik ve barış davasına hizmeti gerektiren din, tüm toplumları ve insanları derinden etkilemektedir. Din, toplumların ilerlemesinde, bireylerin ruhani nitelikler geliştirmeye güdülenmesinde ve fedakârlıkta bulunup toplumlarının iyileştirilmesine katkıda bulunmada insanların güçlendirilmesinde öncelikli güçlerden biri olduğunu tarih boyunca kanıtlamıştır. Din, karakteri soylulaştırmakla ve ilişkilerde uyum sağlamakla ilgilendiği için, tarih sahnesinde yaşama anlam veren nihai otorite olarak hizmet etmiştir. Her çağda iyiliği işlemiş, kötülüğü ayıplamış ve henüz gerçekleşmemiş olasılıkları, görmeye istekli herkesin gözleri önüne sermiştir. İnsan ruhu, dünyanın koyduğu sınırlamaları yenmekte ve kendi emellerini gerçekleştirmede dinin öğütlerinden cesaret almıştır.

Dünyanın ilahi kaynaklı tüm dinlerine yüzeysel bir bakış dahi barışı teşvik etmedeki yönlerini gözler önüne sermektedir. Dinin yeryüzündeki olumlu etkilerinin bir nedeni de her dinin temelinde yatan hoşgörü, şefkat, sevgi, adalet, alçakgönüllülük, fedakârlık, doğruluk, kendini başkalarının iyiliğine adama, güvenilirlik ve birlik gibi birçok evrensel ruhani prensibin, durmadan ilerleyen bir medeniyetin esasları olmasından kaynaklanmaktadır. Din, insanın gerçek ruhani doğasına, insan âleminin birliğine, adalet kavramının gerçek anlamına dair birçok içgörü kazandırmaktadır. Adil ve dengeli bir değerlendirme yapıldığında toplumlarda ve yeryüzünde milyonlarca bireyin yaşamlarında elde edilen güvenlik, refah ve mutluluğun dine çok şey borçlu olduğu görülmektedir.

Fakat diğer yandan dinin gerçek amacından saptırılması, toplumsal çözülmenin, hoşgörüsüzlüğün, nefretin, zulmün, çatışmanın ve yoksulluğun ana sebeplerinden biri olmuştur. Gerçekten bugün dünyada var olan zorlu sorunların birçoğunun dinî otoritenin istismar edilmesinden ve yozlaştırılmasından kaynaklandığı ileri sürülebilir. Dahası din, uzun bir süredir fanatizmle bağdaştırılmıştır. Fakat aynı zamanda bugün, din ile çatışmaların arasındaki bağlantıların yok edilmesi gerekliliğine dair bir bilinç de mevcuttur.

İşte bu sebeple çok aşikârdır ki eğer din bugün dünya medeniyetinin karşı karşıya bulunduğu meydan okumaları aşmaya yardımcı olacaksa cehaletten, önyargıdan ve düşmanlıktan arınmış olmalıdır. Sadece bazı ayrıcalıklı bireylerin veya toplumların refahını ilerletme eğiliminden vazgeçerek dinin, bireyin ruhani varoluş amacını gerçekleştirmesinin ve refahına kavuşmasının ancak tüm dünyanın kolektif ilerlemesinden geçtiğini vurgulaması elzemdir. Adalet ve birliğe aktif adanmışlıkla ve hizmetle din, toplumsal ilerleme konularını ele almada çok büyük olumlu bir güç sağlayabilir.

Bahai toplumu bu bakış açısından ilham alarak dinler arası diyalog etkinliklerinin, bunların ortaya çıkışından itibaren güçlü bir teşvikçisi olmuştur. Bu gibi diyaloglara yönelik ivme, ortak umutların ve ortak ihtiyaçların ve daha da ötesi herkesin hak ettiği asalete ve onura yakışır şekilde yaşama arzusuna dayanmaktadır. Eğer dinî topluluklar tüm çeşitlilikleriyle birlikte ortak ruhani miraslarını keşfetmeyi kabul ederse bu tür diyaloglar barışı kurma çabalarını zenginleştirecek ve tüm insanlığa fayda sağlayacaktır. Türkiye Bahai Toplumu bu çabalarda yer alıp dinin medeniyetin ilerlemesinde oynaması gereken yapıcı rolü üstlenmesine dair diyaloglara katkılarını sunmaktadır.

Bahailerin görüşüne göre medeniyet, salt bir ekonomik, siyasi ve hukuki sistemler silsilesinden daha fazlasıdır. İnançlar ve değerler medeniyeti bir arada tutar. Bu inançların ve değerlerin kaynağı ise dindir. Maddi gelişim kendi başına bir medeniyeti sürdürmek için yeterli değildir. Eninde sonunda bir gerileme ve çöküş süreci başlar. Ruhani gelişimin olabilmesi için, ruhani bir yenilenmeye ihtiyaç vardır.

Din topluma birlik getirir. İnsanlık bugün, dünyayı sarsan çok sayıda savaşın ve çatışmanın etkisi altında büyük acılar çekmektedir. Eğer medeniyet ileriye doğru yol alacaksa, her şeyden çok birliğe ihtiyaç vardır. En saf haliyle din, birliğin kaynağıdır. Dinsel ifadenin çeşitliliği asla bir çekişme sebebi olmamalıdır; kaldı ki insan, dünyadaki büyük dinlerin öğretilerinin çarpıtılmamış biçimine ve özüne bakarsa aykırılıktan çok birliği görür. Din asla çekişme ve ayrılık nedeni olmamalıdır; olması halinde bu durum, insanlık olarak bizlerin dinin gerçek amacını anlayamamış olduğumuzun bir işareti olacaktır.
 
Bahailer dinin organize bir bilgi sistemi olduğuna inanır. Din, ruhani gerçeklik ve onun birey ve toplum yaşantısıyla olan ilişkisi ile ilgilenir. Onun ana amaçlarından biri, temel ruhani gerçekleri insanlığa bildirmektir. Bununla birlikte din, ruhani gelişimimize yardım etmekten fazlasını yapar. Bizim kolektif yaşantımızla da ilgilenir. Din, sosyal düzenin tabiatı ile ilgilidir: Yapılar ve kurumlar, ilişkiler, toplumun ahlaki dokusu ve tüm bunların dönüşümü. Din, her şeyin ötesinde, tüm üyeleri ve grupları arasındaki birliği getirerek toplumu dönüşüme uğratır.

Kalplerimizin en derin noktasında bizi etkileyebilen şey yine dindir; bizi fedakârlık için ve ortak çıkarlar ve toplumlarımızın gelişimi yolunda çabalamak ve aslında medeniyetin ilerleyişine katkıda bulunmak için harekete geçirir. Toplumun öğrenmesini ve güçlenmesini güdüleyen şey de dindir.

Bu bağlamda Türkiye Bahai Toplumu insanlığın dinin potansiyel güçlerinden istifade etmesini mümkün kılacak anlayışların ve farkındalıkların geliştirilmesine katkı sunmak amacıyla dinler arası diyalog ortamlarında yer almaktadır. Bu ortamlarda konu ile ilgili deneyimlerini paylaşmakta ve bu hayati konuyla ilgilenen kişi ve kurumlarla işbirliği yapmaktadır.