İbadet

“Ey İlahım! Beni, Seni tanımak ve Sana tapmak için yarattığına tanıklık ederim.”

– Bahai Yazıları

Tüm dinlerde olduğu gibi Bahai Dini’nde de ibadet, yaşamın vazgeçilmez bir parçasıdır. İbadet sayesinde Allah ile aramızdaki o eşsiz bağı daha da güçlendirebiliriz. Bu bağ aynı zamanda bir toplumun varlığını borçlu olduğu ilişkileri, yani hem bireylerin kendi aralarındaki hem de toplumun çeşitli öğeleri ile kurumlar arasındaki ilişkileri canlı tutar.

Bahai Dini’nde ibadet bireysel olarak yapılsa da kolektif boyutu da vardır zira Bahai Yazılarına göre ibadet ve hizmet, bireysel ve kolektif yaşamın birbirinden ayrılamaz iki unsurudur. İbadet kişinin sadece kendi özel yaşantısında, toplumdan soyutlanmış olarak yaptığı bir şey değildir. İbadetle elde edilen ruhani güç, içgörü ve ilahi kılavuzluk, dünyanın ıslahına katkıda bulunmak için topluma yönelik gerçekleştirilen hizmet aktivitelerinde ifade bulmalıdır.

Çalışmak, insanın varoluşunun evrensel ve zaruri yanlarındandır. İnsanlar çalışarak yaşamlarını sürdürebilecek vasıtaları elde eder ve içlerinde gizli kalmış birçok potansiyellerinin farkına varırlar. “İnsanların en iyisi çalışıp kazanarak gerek kendi ve gerek Tanrı rızası için, akrabalarının ihtiyacına harcayandır.”

Bir meslek sahibi olmak ve çalışmak, Bahai Dini’nde Allah’ın bir emri olarak kabul edilir. Kitab-ı Akdes’in bu konuyla ilgili hükmü şu şekildedir: “Ey Baha ehli! Her birinizin bir sanat, ticaret ve benzeri bir işle uğraşması zorunludur. Böyle bir işle meşgul olmanızı tek gerçek Allah’a ibadet düzeyine yücelttik… Zamanınızı aylaklık ve tembellikle boşa harcamayınız, size ve başkalarına yararlı olacak şeylerle meşgul olunuz.”

Öte yandan bu emir sadece ihtiyaç ve istekleri karşılamanın bir aracı düzeyine indirgenemez. Çalışmak insanlığa sürekli hizmet etmekle anlam bulur ve ancak hizmet ruhu ile yapıldığında ibadettir. Hz. Abdülbaha bunu şöyle açıklar: “Bahai Dini’nde güzel sanatlar, bilimler ve tüm zanaatlar ibadetten sayılır… Kısacası, insanın tüm kalbiyle gösterdiği bütün çaba ve emekler, eğer yüce bir amaçla ve insanlığa hizmet gayesiyle yapılıyorsa, ibadettir. İbadet şudur: İnsanlığa hizmet etmek ve insanların ihtiyaçlarıyla ilgilenmek.”

Tüm dinlerin takipçileri, ruhani miraslarının bir parçasını oluşturan ve saygı duyulan belli başlı kutsal yerleri ziyaret ederler. Bu önemli yerlerin büyük çoğunluğu bugün Kutsal Topraklar olarak adlandırılan bölgede bulunur. Burası tarih boyunca Yahudilerin, Hıristiyanların, Müslümanların ve daha yakın zamanda da Bahailerin ziyaretleri için özellikle odaklanılan bir yer hâline gelmiştir.

Ziyarette bulunan Bahailer Kutsal Topraklar’da kaldıkları süre boyunca Hz. Bab’ın ve Hz. Bahaullah’ın Makamlarında ve bunların etrafındaki güzel bahçelerde dua ve tefekkür ederler.

Bahai Dini’ne göre kutsal yerleri ziyaret, fiziki bir yolculuk olmanın yanı sıra ruhani yolculuğun dışsal bir ifadesidir. Kutsal yerlerin ziyareti, birçok ülkeden ve kültürden Bahai’ye ruhani dostluğun değerli anlarını birlikte geçirmenin eşsiz fırsatını sunar. Bu bireyler kendi bölgelerinde gerçekleştirdikleri hizmet aktiviteleri hakkında bilgi getirdikleri ve ziyaretlerini tamamladıktan sonra ülkelerine dönüşlerinde yanlarında ilham ve yeni içgörüler götürdükleri için Bahai Dünya Merkezi’nin “can damarı” olarak tanımlanmıştır.

İnsanlık tarihi boyunca oruç her zaman dinin çok önemli bir uygulaması olmuştur. Birçok Tanrı Elçisi, Kendi hayatlarının bir noktasında bizzat bir derin düşünme ve oruç tutma döneminden geçmişlerdir. Allah ile çok yoğun bir iletişim halinde oldukları bu dönemlerde evrenin gizemlerini ve Kendi görevlerinin doğasını düşünüp keşfetmişlerdir.

Hz. Şevki Efendi Bahai oruç sürecini şu şekilde tanımlamıştır: “İnananın kendi iç yaşamında gerekli düzenlemeleri yapmaya ve ruhunda saklı ruhani güçleri tazelemeye ve yeniden canlandırmaya çalışmasının gerektiği bir tefekkür, dua ve ruhani bakımdan iyileşme dönemidir. Bu nedenle, bu yasanın önemi ve amacı temelde ruhani özellik taşımaktadır. Oruç semboliktir, bencil ve bedensel arzulardan sakınmayı hatırlatmaktadır.”

Hz. Bahaullah yetişkin Bahailerin her gün güneş doğuşundan batışına kadar hiçbir şey yiyip içmedikleri, on dokuz günlük bir oruç dönemi emretmiştir. Her sene Mart ayının ilk günlerinde başlayan ve Bahai Yeni Yılı ile son bulan bu süre dua, derin düşünme ve ruhani bakımdan canlanma dönemidir. Oruç ile kulların Tanrı’ya duydukları sevgi ve O’nun emirlerine itaat etme sadakatleri sembolik olarak ifade edilmektedir. Bu şekilde birey, bedenin taleplerini kısıtlayarak, kendi ruhani gerçekliğine odaklanmış ve Tanrı’ya yaklaşmış olur.

Bahai öğretilerine göre derin düşünme kapasitesi, insanın ayırt edici özelliklerinden biridir ve bu olmaksızın insanlığın ruhani, maddi veya toplumsal açıdan ilerlemesi mümkün değildir. 

Bahai yazıları derin düşünme için belirli bir uygulama şekli belirtmemiştir. Fakat biçimi ne olursa olsun bu kavramın odaklı bir düşünme içermesi gerektiği açıktır. Derin düşünmenin uygulanması gereken alanların başında Tanrı Sözü gelir. Bu sayede tarih boyunca örneklerine sıkça rastlandığı gibi insanlığa çok büyük acılar çektiren körü körüne inanma alışkanlığı, yerini bilinçli imana bırakır.

“Allah’ın ayetlerini her sabah ve akşam okuyun” , Hz. Bahaullah’ın Bahailerin yaşam biçimi için hayati olan bir tavsiyesidir. Kutsal yazıların her gün okunması, derin kavramlar üzerinde düşünmek ve bunların insanın hayatına ve toplum gelişimine katkıda bulunma çabalarına nasıl uygulanabileceği üzerinde düşünmek için doğal bir fırsat sunar. Bu tür derin düşünme Hz. Bahaullah’ın “Her sabahınız akşamdan daha iyi, her gününüz bir öncekinden daha zengin olsun” tavsiyesini yerine getirme konusunda bireye yardımcı olur.

Bahailer için hayatın amacı Tanrı’yı tanımak ve sevmektir; bir başka deyişle ruhani olarak gelişim göstermektir. Diğer tüm dinlerde olduğu gibi Bahai Dini’nde de dua ve tefekkür (derin düşünme) ruhani gelişim için temel ve birincil araçlardır. Bu sebeple dua, Bahailer için ruhani yaşamın hayatî bir parçasıdır. Dua, Tanrı ile sohbet halidir ve ruhani güçleri yardıma çağırır.

Ancak dua tek başına bir sonuç ya da bir bireyin gelişimi için yeterli bir şey olarak görülmemektedir. Hz. Şevki Efendi’nin bu konudaki açıklaması şöyledir: “Dua ve meditasyon, bireyin ruhani yaşamının derinleşmesinde çok önemli faktörlerdir; ancak bunlara hareket ve örnek de eşlik etmelidir, çünkü bunlar duanın somut sonucudur ve her ikisi de gereklidir.”

Bahai literatüründe çok sayıda dua yer alır. Bunların arasında genel amaçlı dualar olduğu gibi şifa, ruhani gelişim, zorluklara göğüs germe, aile, barış ve insanlığın huzuru gibi çeşitli amaçlar için okunabilecek özel dualar da vardır.

Bahailerin ibadetleri arasında tevazu ve adanmışlığı geliştirici bir diğer araç olarak üç çeşit namaz bulunmaktadır. Bir Bahai bu üç namazdan herhangi birini seçebilir ancak birini kılmak yükümlülüğü altındadır. Tüm dualar ve namazlar hemen hemen tüm dünya dillerine tercüme edilmiştir; bu vesileyle her birey kalbini Yaratıcısına çevirdiğinde kendini ifade edebildiği ve anladığı dilde dua edip namaz kılabilmektedir.

Dünyanın her yanındaki yerleşim birimlerinde oturan Bahailer, komşuları ve arkadaşlarıyla çeşitli merkezlerde veya kendi evlerinde bir araya gelerek dua ederler. Birçok yerde alışılmış halde devam eden bu dua toplantıları, hem katılımcıların ruhani algılarını uyandırmaya hem de ibadet ruhuyla aşılanmış bir toplum hayatı modelini teşvik etmeye hizmet eder. Ayrıntılı bilgi almak için tıklayınız.

KAPAT